Athena’nın İşareti Rick Riordan E-Book E-Kitap

tarafından
2118
Athena’nın İşareti Rick Riordan E-Book E-Kitap

Athena’nın İşareti Rick Riordan E-Book indir, Athena’nın İşareti E-Kitap indir, Athena’nın İşareti Rick Riordan E-Kitap, Athena’nın İşareti kitap indir, Athena’nın İşareti ebook

ANNABETH dehşet içinde. Hera sağ olsun, altı aylık ayrılıktan sonra tam Percy’yle yeniden bir araya geleceklerken Jüpiter Kampı onlarla savaşa hazırlanıyor. Annabeth ve dostlarının gemisi 2. Argo, ateş püskürten gemi başı Festus ile birlikte ne yazık ki hiç de barışçıl bir görünüme sahip değil; bu yüzden Romalıları fazla suçlamamak gerek. Annabeth, PIPER ve LEO ile birlikte, bir Romalı olan arkadaşları JASON’ın güvertede durup Romalılara barış sinyalleri vermesini umuyor.

Ancak bu, endişelerinden sadece biri. Cebinde annesinin, her hatırladığında sinirlerini bozan hediyesini taşıyor: Athena’nın İşareti. Yedi melezi Ölümün Kapıları’na götürecek kehanetin yükü zaten omuzlarında gittikçe ağırlaşmakta. Bir de bunun üstüne Athena ondan neden bu kadar tehlikeli bir görev bekliyor ki?

Ancak Annabeth’in en büyük korkusu, PERCY’nin değişmiş olması. Ya Percy artık bir Romalı olduysa? Ya eski arkadaşlarını, Melez Kampı’nı unuttuysa ve artık onlara ihtiyaç duymuyorsa? Savaşın ve bilgeliğin tanrıçasının kızı Annabeth, doğuştan bir lider olduğunu biliyor. Ama yanında Yosun Kafa olmadan hiçbir yere adım atmak istemiyor.

Kayıp Kahraman ve Neptün’ün Oğlu ile başlayıp devam eden Olimpos Kahramanları serisinde büyük kehanete giden üçüncü adım. Dört farklı melezin bakış açısıyla yazılmış olan Athena’nın İşareti, kadim topraklara, Roma’ya kadar uzanan efsanevi bir macera. Çok önemli buluşlar, insanı dehşete düşürecek fedakârlıklar ve akla hayale gelmeyecek korkular kehanetteki yedi melezi bekliyor.

Buyurun 2. Argo’nun güvertesine, eğer cesaretiniz varsa…

Kitabı İndirmek İçin Konuya Yorum Yaparak Mail Adresinizi Yazın Mail Hesabınıza Gönderelim.

Ön Okuması

Annabeth, her şeye hazırlıklı olduğunu sanıyordu, patlayan heykeli görene dek. Argo II’nin güvertesi boyunca yürüyüp mancınıkları tekrar tekrar kontrol edip kilitli olup olmadıklarına baktı. Gemi direğinde beyaz bayrağın sallandığından emin oldu. Diğer tayfalarla planı yeniden gözden geçirdi. Yedek planı da. Yedek planın yedek planını da. En önemlisi, kafayı savaşla bozmuş gözetmenleri Gleeson Hedge’i kenara çekti ve ona kamarasında dinlenip dövüş sporları şampiyonaları videolarını seyretmesini tavsiye etti. İhtiyaçları olan son şey, onlara düşman gözüyle bakan Roma kampına bir Yunan gemisiyle inerken, üzerinde eşofmanlarıyla, orta yaşlı bir satirin elinde sopasını sallayıp “GEBERİN!” diye bağırmasıydı.

Her şey olması gerektiği gibi görünüyordu, hatta gemi havalandığı andan beri hissettiği o gizemli ürperti bile yok olmuştu, şimdilik. Savaş gemisi bulutların arasından aşağı süzülmüştü bile ama Annabeth kafasındaki tereddütlerden kurtulamıyordu. Ya bu çok kötü bir fikirse? Ya Romalılar panikler de onları görür görmez saldırırlarsa? Argo II’de kesinlikle dostane bir hava yoktu. Altmış metre uzunluğunda, bronz gövdeli, direkbaşı ağzından alevler çıkan metal bir ejderha kafası olan ve betonu delip geçebilecek kuvvette sayısız arbaletle donatılmış bir savaş gemisiydi bu. Eh, komşularla tanışmaya giderken binilecek en uygun araç değildi yani sonuçta. Annabeth, Romalıların gelişlerinden önce haberleri olmasını istemişti. Leo’dan o özel icatlarından birini yapmasını rica etmişti: Roma kampındakileri önceden uyaracak, holografik bir el yazması. Leo, geminin alt gövdesine devasa boyutlarda bir “NABER?!” yazıp yanına gülen surat koymak istemişti ama Annabeth bu fikre karşı çıkmıştı. Romalıların espri anlayışlarından emin değildi.

Artık geri dönmek için çok geçti, bulutlar gövdenin etrafında yok oluyor, aşağıdaki Oakland Tepelerinin sarı-yeşil yüzeyi ortaya çıkıyordu. Kafasında hızlı hızlı hesap yapmaya başlarken, Annabeth bronz kalkanlardan birini kaptı. Üç tayfa arkadaşı yerlerine geçti. Leo, kıç güvertesinde deliler gibi koşturuyor, göstergeleri kontrol ediyordu. Pek çok dümenci için standart bir gemi dümeni ya da kaptan yelpazesi yeterli olurdu. Leo bunun yerine bir klavye, bir monitor, bir jetin kontrol panelleri, bir elektronik müzik ritm düzenleyici ve harekete duyarlı Nintendo Wii kumandaları yerleştirmişti. Gaza basarak gemiyi harekete ettirebiliyor, şarkı ritmleriyle oynayarak ateş edebiliyor ya da Wii kumandalarını hızla sallayarak yelkenleri açabiliyordu. Leo, bir meleze göre bile aşırı DEHB’den muzdaripti.

Ana direğin ilerisinde, Piper bir aşağı bir yukarı yürüyerek söyleyeceklerini tekrar ediyordu. “Silahlarınızı indirin,” diye mırıldanıyordu, “Sadece konuşmak istiyoruz.” Büyükonuş yeteneği o kadar güçlüydü ki, sözcükleri Annabeth’e tesir ediyor, Annabeth’in hançerini yere atıp oturup muhabbet edesi geliyordu. Bir Afrodit çocuğu olmasına ragmen Piper güzelliğini olabildiğince saklamaya çalışıyordu. Bugün üzerinde yırtık kot pantolon, yıpranmış spor ayakkabılar ve üzerinde Hello Kitty deseni olan beyaz bir askılı bluz vardı. Bu belki bir tür şakaydı, Annabeth, Piper’ı bir türlü anlayamıyordu. Piper karışık kesim saçlarını örüp sağ tarafından sarkıtmış, araya bir de kartal tüyü sıkıştırmıştı.

Ve bir de Piper’ın erkek arkadaşı vardı, Jason. Pruvada, bir arbalet platformunun üzerinde, Romalıların onu rahatça görebileceği bir noktada duruyordu. Kılıcını tutan parmaklarının kemikleri beyazlamıştı. Bunun dışında, kendini bir hedef haline getirmiş, sakin bir çocuktu. Kot pantolonuyla turuncu Melez Kampı tişörtünün üzerine bir toga ve eski görevi yargıçlığın simgesi olan mavi cüppeyi geçirmişti. Rüzgarda savrulan sarı saçları ve buz mavisi gözleriyle dehşet yakışıklı ve kendine hakim görünüyordu, tıpkı bir Jüpiter çocuğunun olması gerektiği gibi. Jason, Jüpiter Kampı’nda büyümüştü, bu yüzden onun tanıdık yüzünü gören Romalılar gemiyi havaya uçurmadan önce bir kere daha düşünürler, diye umuyordu Annabeth.

Annabeth bunu saklamaya çalışıyordu ama bu çocuğa pek de güvenmiyordu. Jason’ın tavırları fazla mükemmeldi, her zaman kuralllara uyuyor, her zaman en onurlu olan şeyi yapıyordu. Annabeth’in aklının bir köşesinde hep “Ya bu bir oyunsa ve Jason bize ihanet ederse?” sorusu vardı. Ya biz Jüpiter Kampı’na ineriz de bu çocuk da “Hey Romalılar! Şu muhteşem gemiyle sizlere getirdiğim mahkumlara bakın!” derse? Annabeth, Jason’ın bunu yapacağını düşünmüyordu. Ama yine de ona baktığı zaman ağzında beliren kötü tadın sebebini çıkaramıyordu. Jason, Hera’nın, iki kamp arasındaki zorunlu değişim programının bir parçasıydı. Hera, hiçkimseyi uyarmadan Percy Jackson’ı, Annabeth’in erkek arkadaşını almış, hafızasını silmiş ve bu Roma Kampı’na yollamıştı. Percy’nin yerine Yunanlılar’a Jason düşmüştü. Bunların hiçbiri Jason’ın suçu değildi ama Annabeth ne zaman ona baksa Percy’yi ne kadar özlediğini hatırlıyordu. Şu an aşağıda olma ihtimali olan Percy’yi. İçinde bir panik dalgası yükseldi. Athena adına, kendi kendine, “Plana sadık kalıp dikkatimi dağıtmamalıyım,” dedi.

Sonra yine hissetti, o tanıdık ürpertiyi, sanki kötü kalpli bir kardanadam tam arkasında durmuş, ensesine doğru soluk veriyordu. Annabeth arkasını döndü, kimse yoktu. Sinirleri bozulmuş olmalıydı. Keşke anneme dua edip yardım isteyebilsem diye geçirdi içinden ama bu artık mümkün değildi. Annesiyle geçen ayki korkunç karşılaşmaları ve hayatı boyunca aldığı en kötü hediyeden sonra asla olmazdı bu. Ürperti daha da bastırdı. Rüzgarda, kahkaha atan bir ses duyar gibi oldu. Vücudundaki her bir kas gerildi. Bir şeyler çok fena ters gidecek. Tam Leo’ya geri dön diyecek oldu ki aşağıdaki vadide borazanlar çalmaya başladı. Romalılar onları görmüştü.