Akın Kitap Özeti Faruk Nafiz Çamlıbel

tarafından
50
Akın Kitap Özeti Faruk Nafiz Çamlıbel

Akın Kitap Özeti Faruk Nafiz Çamlıbel, Akın Kitap Özeti, Akın Faruk Nafiz Çamlıbel Kitap Özeti, Akın, Akın Faruk Nafiz Çamlıbel kitabı
Akın, konusunu İslamiyet öncesi Türk Tarihinden almaktaodır. Anayurt’taki iç denizin kuruması olayı, şiir-piyes biçiminde, destan olarak anlatılmaktadır. Yıllarca süren kuraklığın sona eromesi için, yasa gereğince, İhtiyar Hakan İstemi Han’ın kurban edilmesi gerekmektedir. İstemi Han’ın hedefi ise, suyu, yeşili, ağacı bol bereketli topraklara akınlar düzenleyerek, yerleşmek için yeni yurtlar ele geçirmektir. Gün, Batı ve Doğu beyleri bu hükmü yerine getirmek için İstemi Han’a gelirler. Bu üç beyin oğullan da devlet yönetimini Öğrensinler diye İstemi Han’m yaonındadırlar. Üç başbuğ, kuraklık devam edeceği ve kurban edilme sırası İstemi Han’dan sonra kendilerine geleceği için hileye başvuorurlar ve İstemi Han yerine kızı Suna’nın öldürülmesi için baş bakıcıyı kandırırlar. Gün Başbuğunun oğlu Demir ise Suna’yı sevmektedir. Hileyi meydana çıkarır. Mertliğe sığmayan bu tuotumları yüzünden, halk üç başbuğu öldürür. Bunların oğullan Bumin, Bayan ve Demir başbuğ olur ve İstemi Han’ın “Akın” ülküsünü gerçekleştirirler. Türklerin Anayurt’tan göç etmelerinin en Önemli sebebi olan kuraklıktan dolayı yeşile, suya ağaca olan özlem, Demir’in sevgiolisi Suna’ya hediye ettiği çiniye bakılarak, İstemi Han tarafından işte böyle anlatılmaktadır: “Yeşilde ne arar da bulamaz insan oğlu? Yeşil bu.. .Varlık dolu, gök dolu, umman dolu! Bir ucu gözlerinde, bir ucu engindedir, Meyve veren ağaçlar bu çini rengindedir, Bu çini rengindedir bahar, deniz, kır, orman Bana Tanrım gözükür yeşil dediğin zaman. Toplanmış bütün bunlar yeşil çininde senin, Gizli arzulan var bunda bütün ülkenin. Bunu ancak biz duyar, biz anlarız bu dilden… Kızı Suna, babasının bu kadar üzülmesine dayanamaz ve: “Yeter, baba, bu kadar içlendiğin yeşilden ” der. İstemi Han, nasıl İçlenmesin, nasıl özlem duymasın ki yeşile? Şu dizeler çektiği acıları gayet net bir şekilde açıklamaktadır:

“Tanrım, nasıl kesildi köpüren, taşan sular? Dağlar mı yassûaşii? Ovalar mı delindi? Neden coşkun suların sesi gittikçe dindi? Yıllarca bulutlara bakarak derin derin Bekledik hiç gelmeyen yağmurunu göklerin, Başaklar yandı gitti boyunu gösterirken Koyunlar can çekişti yavrusunu verirken Meyveler kızarmadan dalı üstünde soldu, Irmak yatağı kumsal, kırlar dikenlik oldu. Eskiden güneş derdim bereketin eşidir Bugün başucumuzda Tanrı’nın ateşidir, O da susuz kalınca benzedi kudurmuşa, Şimşek gibi çarpıyor aslana, kurda,kuşa… İrmak bugünün yolu, deniz yarının çölü… Tarlalar yangın yeri.. .sürüler canlı ölü.. Dağlarının başından bulutu eksilmeyen, Yılın dört mevsiminde susuzluk ne bilmeyen Rüzgârlı ülkelere göç etmeli, akmalı.. Yalnız bu anayurdu kimlere bırakmalı? Yurdunda bir dikili ağaç kalmadığı gün Yerinde durduğunu görürler gene Türk’ün.. Ayırmağa çalışmak ikisini boş etmek: Türk demek yurt demektir, yurt demek de Türk demek! Sizdedir bu varlığı kurtaracak son büyü. Sîzin göç etmenizdir diriltecek ölüyü… Bekçisi kalsın artık bu yurdun ihtiyarlar, Koç yiğitler arasın başka güzel diyarlar, Bilgi bir elinizde, san’at bir elinizde, Altınızda yağız at, dal kılıç belinizde, Okları hiç şaşmayan yayınızla yürüyün, Akın alaylarını arkanızdan sürüyün. Kulağınızda kalsın ölürsem vasiyetim: Gençleri yollamaktı sağa sola niyetim.